hayatımdan... etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hayatımdan... etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Mayıs 2012 Salı

Ölmüş bir kedinin ardından...

Kedinizin ölmesi 'bir hayvan öldü' denip geçilecek kadar basit bir mevzu değildir.
Her şeyden önce ölen bir kedi değil, bir yakınınızdır.
Birlikte anılarınız vardır. Hastalandığında üzülmüş, oyun için koştururken neşelenmişsinizdir.
Arkasından göz yaşı dökmenizi tuhaf karşılayanlar, nasıl 'hayvan sever' olunduğunu anlayamadıkları gibi, siz de bir insan evladının nasıl 'hayvan sevmez' olduğunu anlayamazsınız.
Çünkü normal olan yiyen, içen, mutlu olan, üzülen, kısacası nefes alan bir insanı seven birinin; yiyen, içen, mutlu olan, üzülen, nefes alan bir hayvanı da sevebilmesidir.
O hayvan yavru ise ve yaşamak için sizin bakımınıza ihtiyacı varsa, hissettiğiniz şey sevginin ötesinde şefkat, acıma ve bağlılıkla karışık bir sorumluluk duygusudur.
Avuçlarınızda biberondan süt emen, siz ensesini okşamadan uyumak istemeyen, annesinin yokluğunu hissettirmek istemediğiniz, sıcak su şişelerine sarıp vücut ısısı düşmesin diye çaba gösterdiğiniz, gözlerinizin içine bakan, ilginize kısık mırlamalarla karşılık veren, avuç içine sığabilen küçük kediniz öldüğünde, bir avuç umudunuzu da toprağa gömersiniz. Çünkü umudunu naylon bir poşette çöpe atmayı içi almaz insanın.
Sizi teselli etmek için 'sana yeni bir kedi alalım' dediklerinde, sizin oyuncağını kaybeden bir çocuk olmadığınızı anlatamazsınız. Yitip giden bir candır ve aynı seri numarasında bir başka can daha bulamazsınız.
Giden bir can ise eğer, bu her kim ve her ne olursa olsun canınız yanar. Yanmalıdır.
Çünkü merhamet insana özgü bir duygudur.
Çünkü her insan merhameti ölçüsünde insandır.


22 Şubat 2012 Çarşamba

Hayatıma anlam katan tüm kadınlara...



Tam beş ay oldu. Beş yıla bedel beş ay, ömre bedel beş kemoterapi...
'Evlerden uzak' diye anılan 'o hastalık' evimize gireli...
Hayatıma anlam katan kadınların en güzeli, en özeli, en kıymetlisi olan 'annem'in safhında kılıçlarımızı kuşanıp, savaşa katılışımızın üzerinden, tüm ayların en uzunundan tam beş ay geçti.
Tüm kontroller, testler, tetkikler öylesine layığıyla yapılıyordu ki, 'asla başımıza gelmez' dediğimiz bir zamanda yumuşak karnımızdan vurdu bizi. Ailede kanser yokken, hep çok sağlıklı, hep çok dikkatliyken
niye olsundu ki?
Ama oluveriyor işte.
Hep başkalarından duyduğunuz o hastalığın adı çakılıveriyor en sevdiğinize, evinize,
beyninizin en saklı köşesine.
Gülüşleri daha bir içten yapan, eskiden ağlanan şeyleri insanın gözünde anlamsız kılan, hayata başka bir pencereden baktıran bu tedavi sürecini anlatmak ne yazmakla, ne çizmekle mümkün değildir.
Bunu anlatacak ne bir kelime, ne bir renk vardır çünkü bilinen.
Bildiğim hemen her kadının 'bana bi'şey olmaz' dediğidir.
Ama bunu diyen 8 kadından biri de hayatının bir döneminde yakalanacaktır 'meme kanseri'ne.
Herkesin ya bir evladı, ya bir annesi, ya bir dostu var mutlaka. Ve onları bu savaşın içinde görmek başa gelebilecek en ağır şey. Ya da onların bizi bu savaşın içinde görmesi.
Elimizden gelen şey, kendimize ve çevremizdeki tüm kadınlara 'onlardan biri olunabileceğini' hatırlatmak.
Ne bu hastalığa hiç inanmamak, ne de başa gelebileceğini bile bile görmezden gelmek çözüm değildir.
Meme kanseri tedavisi mümkün bir hastalıktır.
'Bilincinde olmak' erken tanı, erken tanı tedavinin en önemli kısmıdır.